Poetry
YESIM AGAOGLU (TURKEY)
Turkish Poems & English Versions: Yesim Agaoglu

dressing up the house

 

she dressed up her home

like putting on a skin tight sweater

the hose which looked like the scary castles in fairi tales.

the haunt of bats and owls

the house would go ater her if she tried to get away

she tried it

places changed

senery ground horizon trees

they were not the same

she turned round to look back

her house had followed her

like a faithful puppy

she dressed up her home

not like donning  hat and gloves bu putting on a suit of mail

that really she had never taken off anyway…

evi giyinmek

 

evini giyindi

dar bir kazağı giyer gibi

masallardaki korkunç şatolara benzeyen

yarasa baykuş evi

evi peşinden gelirdi kaçıp gitse

denedi

mekanlar değişti

manzara toprak ufuk ağaçlar aynı değildi

dönüp baktı

peşindeydi evi

sadık bir köpek gibi

evini giyindi

şapka eldiven  giyer gibi değil

kuşanır gibi bir zırhı

zaten  hiç çıkartmamıştı ki

killer longplays

 

she is undressing to an empty mirror

even her comeliest, her cougarest image is not there

the mirror is not watching anymore

her lip-prints are dead flies

her nail-bases are in death-throes

her hair roots have long been asleep

the hair on her scalp is keeping up the fight

her tummy is more of a tummy

her breasts are more breasty

her hands are octopuses

her eyes mussels

 

she puts the malest records around her neck

the hairiest, the most mustachioed record

tighter, tighter, breathless

she is drowning in longplays

her spirit is now more of a spirit

her mirror, all-mirror

katil otuzüçlükler

 

boş bir aynaya soyunuyor

en çekici en panter

görüntüsü bile yok

ayna artık seyretmiyor

 

dudak izleri ölü bir sinek

tırnakları can çekişiyor

kıl dipleri çoktan uykuda

saçları mücadele veriyor

 

karnı daha fazla karın

memeleri daha az meme

elleri ahtapot

gözleri midye

 

en erkek plakları boynuna geçiriyor

en sakallı en bıyıklı plakları

daralıyor daralıyor

otuzüçlüklerde boğuluyor

ruhu şimdi daha fazla ruh

aynası hepten ayna

green woman

 

Green woman

Who was it placed you inside this Lonelines

left you all by yourself in the middle of the sea

Exposed to the snows, the rain, the heat

Which never- arriving ship are you waiting for

This pride, this power, this emotion

unbelievable

Green woman

You are a slave for freedom’s sake, how strange

First time ever I see an illuminated hand

And its yours

Green woman

Don’t wait any more

I dont think your ship

is ever coming in

yeşil kadın

 

seni yalnızlığa kim astı

kim koydu denizin ortasında bir başına

rüzgarı var karı yağmuru sıcağı var

hangi gelmeyecek gemiyi beklersin

bu gurur bu güç bu heyecan

inanılmaz

yeşil kadın

özgürlük adına tutsaksın ne garip

ilk defa ışıklı bir el gördüm

o da senin

yeşil kadın

bekleme

bence gelmeyecek gemin

crown of thorns

 in memory of Frida Kahlo

 

So you too have worn the crown of thorns

In the midst of the forest

Your neck is bleeding

I remember you in this green dress

Wild flowers of all colors

In your black hair

Whose bloody hand is it you’re wearing

İnstead of your earring now

The night is almost here

Soon the jackals will be out

And even the vultures

You, why did you wear the crown of thorns

Your green dress is soaked all red now

dikenli taç

Frida Kahlo’nun anısına

 

sen de mi dikenli tacı giydin

bir ormanın orta yerinde

boynun kanıyor

anımsıyorum üzerindeki bu yeşil elbise

simsiyah saçlarında

rengarenk kır çiçekleri

kulağına astığın küpe diye

kimin böyle kanlı eli

gece gelmek üzere

birazdan çakallar çıkar

hatta akbabalar

sen niye dikenli tacı giydin

kıpkırmızı üzerindeki yeşil elbise

your face is everywhere

 

on the face of a fish your face,

on the faces of flowers then that of a laughing bird

your face everywhere

on the tv in front of me

on newspapers and on magazines

all of a sudden you go  py me

your pack turned tome

ı run after you

impossiple to catch up

in protest meetings you are everyone

how could you multiply so much so fast

you appear  as a motiffe  on delicate handworked silk

a reflection in waters

a sahdow on walls

a tracing on the drapes

your face is everywhrere

forsooth  ı have forgotten your face

yüzün her yerde

 

balıkların yüzünde yüzün

çiçeklerin sonra gülen bir kuşun

somurtan bir çocuksun

yüzün her yerde

tv de karşımdasın

gazetede  dergilerde

birden yanımdan geçiyorsun

arkan dönük

peşinden koşuyorum

mümkün değil yakalamak

miting meydanlarındaki herkessin

parklarda ağaçsın

nasıl da çoğaldın böyle

el oyası göz nuru bir motifte beliriyorsun

suda aksin

duvarda gölge

perdede hayal

yüzün her yerde

doğrusu ben yüzünü unuttum